Posts

Showing posts from September, 2012

birileri anısına.

Image
birileri eninde sonunda hep gider. o birileri anısına.

pancar aslında melankolik bir sebzedir. ıstırap çekmeye onun kadar isteklisi yoktur. örneğin insan şalgamı ne kadar sıksa, kanatamaz.

söz konusu birleşim sen ve özlem olunca bünyem bedbaht bir hali kendine yakıştırıyor umarsızca. bana o son gece yazdığın mektupta demişsin ya "... bardaklarda ağzının tadı..." bugün en çok dudaklarının ve ağzının tadını, dudaklarının ve ağzının kokusunu özledim ben.

:

eve gelir gelmez kedi alerjimi hatırlattı bünyem bana. evdeki 3 kedinin tüm sevimliliği benim alerjimi daha da tetikledi sanırım. gelir gelemez hapşırmalar göz kaşıntısı nezleye bir bünye. hala hapşırıyorum. gökhan'ı ikna etmiştim 3 kedinin benim olduğuna ve bu yüzden ileride onları istanbula getirip birlikte yaşayacağımız konusunda. ama sanki vazgeçtim tabi buna ona söylemeyeceğim benim sağım solum pek belli olmaz aslında.

:

boynum ağrıyor benim. belim ve sırtım ve saç diplerim. selamlar ben artık izmir'deyim.

bir delinin çöp defteri benden sana ardakalan aslinda

Image
bir şeyler toplamaya başladım her ay bir mektupla kargo olarak kapını çalması adına. sevip sevmemen pek umrumda değil aslında. derdim kendini hatırlatıp zihnimi meşgul etmene neden göstermek galiba - her bir kayra'da mesela..

check list mesaj tıkırtısı

Bu arada ceket- benim aldigim olabilir- klasik takimlarin ve ayakkabilarini mendilini ic camasirini coraplarini jole parfum+ deo tiras makinen ve kablosunu telefon sarjlarini yanina almayi unutma. İstersen balkonda askidaki beyaz mavi markali tshirtlerinden de al. Hii birde gitmeden burnundaki tuyleri temizle rahatsiz edecek bir durum yoktu aslinda ama nolur ne olmaz. Ayrica pharmaton majezik ve bir kac tane tylolhot at cantana. Aklima gelenler bunlar sende check edersin bu liste ile bir kere daha. Seni seviyorum.

:

izmir'e üç beş satır kalmış. oturuyorum öylece cam kenarında.

gökhan'ın arabasına çarpan sonra da "benim babam galerici" diyen kız geldi aklıma durduk yere. acaba en son okuduğu kişisel gelişim kitabı neydi. eminim o da düşünüyordur herkese iyi davranıyorum neden insanlar böyle kötü, hep kötü insanlar beni buluyor diye. canım benim.  ♥ ♥ ♥

buyrun benim

Image
hayatta hiç bir zaman neyin ne olacağı belli değil derler ya bir klişe olarak. hep düşünürüm mesela bu klişelerin doğruluk klişesini. ailemi ele alalım. ailemi taparcasına severken taparcasına nefret eder hale nasılda geldim öylece. çocukluğa dair öyle güzel hisserler bıraktım ki gerimde o pembelik içerisinde. şimdi bana onlardan kalan öylece bir boşluk. sağlıklı olsunlar benden uzak dursunlar isteği. bunlar ergenlik serzenişlerim değil, o serzenişler 10 yıl geride. aile olgusunun yitikliği, geleneksel türk ailesinin medarı iftarı o topluluklar nasılda uzaklar bünyeme. ama öte yandan ben değil miyim gökhanla birlikte bir aile kuralım diye göt atan. evet benim. sanırım benim tek derdim kendi ailemle değişik hissiyatlar, değişik oluşumlar.

bir telefon görüşmesi cümlesi

"biliyor musun ailede benim marifetim konuşuluyormuş. duysan gözlerin yaşarabilirdi."

:

içimden evi toplamak bile gelmiyor.

"aklımdan çıkmıyorsun dedim. başka türlüsünü yorgunum anlatmaya."

... yine uyandım   sabah  yine büyük  ismimle ancak  aynı sarnıçta düş ve gerçek  alıp veren sakınan etim  soluduğum bakış  can levham duvarlarım senin  bana giysi verdin  öyle biliyorum giyinmeyi  beni doyurdun  böyle biliyorum doymayı  ve sayıyorum kimse yok  öyle böyle bir doğa  yalnız beni götürüyor kıyamete  görüyorum ki farkediyor  gülümserken korkuyorum  elime açılıyor yüzün  duyuyorum buzlar gibi  sensin bana  sanki kendimden bana  içimden tüten  sensin doğduğum sabahları  işıklarına uzandığım başları  dünyaya bırakan  sensin güden  kanımın düşüncesini  sen ince şavk toplam zaman saf hayat  tek diri  sensin yüzen geceye  tek diri  sensin yüzen geceye  yeryüzü  sen ayrılmadın hiç  evimizden  uyudum yine  gece  yine geniş c.z.

his kırıntıları, gün buruklukları

ne fena gitmek, üff şu yazıyı bile en cıvık halimle yazabilirim heralde. içim öyle daralıyor ki. az önce bilet aldım pazar sabaha. dönüş biletim, izmir'e. bugüne kadar bana en çok koyan bilet sanırım. elim yüzüm hatıra tozuna büründü adeta. ne silkelemekle ne de yıkanmakla geçiyor birde. dün adapazarına gittik. sabah 5.30 ta uyandım 6.30 gibi evden çıktık. yol boyu uyumayayım ve direksiyon başı uyumasın diye  sakız verdim ona ve kendime. konuşup durdum. arada bir "uyku durumun nasıl" diye sormayı ihmal etmedim. bir ara göz kabaklarım ağırlığa dayanamadı kapattım gözlerimi. elim elinde el freninin üstünde. elinin üstünde tempo tuttum uyumuyorum demekle uğraşmamak için çalan şarkı eşliğinde. ama nasıl oldu bilmiyorum uyumuşum 5 dklığına başımın düşüşü ile uyandım, hala tempo tutuyordu elim elinin üstünde. güzel gün geçirdik, yalnız kaldığımız her an teşekkür edip durdu hazırladığım süpriz için. öptü, kokladı, sarıldı. öptüm kokladım sarıldım. akşam üstü sofrada yolun gözünd...

-

hatırlat da haziran'ın sonlarında çocukluğumu yakalım sen beni öpersen belki de ben Fransız olurum Şehre inerim bir sinema yağmura çalar otomobil icad olunur, Zarifoğlu ölür dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür. senegalliler dahil değil sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin yoksa seni rahatsız mı ettim? sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim elbette gayet rasyoneldir attan atlamak freud diye bir şey yoktur sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün. haydi iç de çay koyayım. a.m.ü.

insan tek başına uyuduğunda bilmiyor o gece uykusunda ettiği muhabbetleri

gecelerden biri vol 1. gülni bir an yatakta doğrulur. gökhan uyanır. gülni, elleriyle tavanı gösterip dairesel haraketler yaparak, " gökhan buraları boyuyalım hep" der. gökhan, " tamam canım boyarız hadi yat şimdi" diye gülniyi sakinleştirip yatırır. gecelerden biri vol 2. gülni bir kaç gün sanayide canı çıkasıya çalışmıştır aynalar üzerinde. iş biter eve gelinir gece yatakta sızar kalır yorgunluktan. gecenin yarısı uykusundan kalkıp tuvalete giden gökhan' ın odaya gelmesiyle uyuyan gülni gökhan' a sorar uyku arasında " neden aynalara bakmıyorsun hiç" diye. gökhan sorar "ne dedin", gülni tekrarlar " neden aynalara bakmıyorsun hiç" diye. gökhan " gülnihal, gece gece korkutma beni" der. kim bilir daha neler neler diyorum kaçırdığımız.

hayırsızada

Image
1910 yılında istanbul sokaklarındaki 80.000 (seksen bin) köpek hayırsızada'ya bırakılmıştır. Adadaki köpeklerin durumunu bizzat gözlemlemek isteyen Fransız bir gazetecinin yazdıkları şöyledir: (kaynak: dr. zekai muammer tunçman 1965, türk mikrobiyoloji yayını, s: 115-122) "Dayanılmaz derece sıcak vardı. etkisinden kurtulmak için kabineme çekidim. vapur durmuştu. biraz kestirmiştim. hemen kalktım. acele merdivenleri çıkarak güverteye kendimi attım: küme küme köpek cesetleri ve etrafa yayılan çok fena bir koku. kaptan köprüsünde toplanmış olan arkadaşlarımın yanına çıktım. hepsi mendilleriyle burunlarını tıkamışlardı. koku o derece dayanılmaz bir hal almıştı ki ikinci kaptan emir verdi! kamaraların kapılarını, pencerelerini kapadılar. vapurun diğer kısımları da kapatıldı. bir mil uzakta ağaçtan, bitkiden oluşmuş yalçın bir kayadan ibaret olan ada gözüküyordu. güneşin parlak ışınları görme kabiliyetimizi azaltmış olduğundan üzerinde bulunan hayvanları önce farketmemiştim. zannedi...

t.u.

".... sen beraber yatacağımız yatakları hazırla   sen bir onu yap yeter bak göreceksin."

+

ve marian evans, herbert spenser' a dedi ki: "Eğer aşkı kaybetme korkusundan kurtarılabilirsem, çok azıyla bile yetinebileceğimi anlayacaksın."

♫ eğer çok heyecanlanırsan bir kaşık balı unutma selamlar benim ruhumdan senin temiz ruhuna

eğer çok heyecanlıysan bugün senin için bir kaşık bal getirdim al ye heyecanın tatlansın senin heyecanını korkuyla karıştırma ve de korkma çünkü sen bir heyecansın zamansızsın sen bir ümitsin sınırsızsın o yarınlara bakan gözlere bir ışıksın berrak bir su gibi pırıl pırıl ruhunla bizleri yarınlara götüren yürekli bir aslansın tanıştığımıza memnun oldum desem beni ruhunla arkadaş yapar mısın tesadüflere tesadüf deyip geçmeyelim hislerimize inanıp onlarla yaşamasını öğrenelim sanki fikirlerimiz toplanmış bir noktaya kopması çok zor çelik zincir ip gibi hayata değişik yönlerden baksak bile sonunda varmak istediğimiz ideal aynı yerde onun heyecanını ben de yaşıyorum o günleri merakla bekleyen küçük bir kuş gibi eğer çok heyecanlanırsan bir kaşık balı unutma selamlar benim ruhumdan senin temiz ruhuna yaşar kurt & arto tunçboyacıyan - küçük nil büyük ırmak (2009)

taslağın taslağı

Image
hoşlanmam ben yarım bırakmayı yarım bırakılmayı. hiç sevmem ne ak ne de karaları ya başlamayancılardanımdır ya bitiricilerden oldum olası yarım bırakıp gidiyorum yine koca 3,5 ay kaldım bu adamla bir yastıkta yattım. her gece göğsüne koyup başımı sabahlara göğsünde uyandım. aynı yemeği yedim. o  tuvaletini yaparken ya da duşunu alırken gidip yanına muhabbet ettim. her sabah ama geç ama erken kalkıp ona tost hazırladım. yemeğini yemeden çıkmasın istedim. çokça şımardım çokça ağladım çokça güldüm çokça hüzünlendim çokça mutlu oldum  ve her seferinde sıcacık kucağı kırıklarımı sardı. birlikte dans ettik birlikte vals yaptık birlikte halay çektik. sümük - tükürük savaşlarını oynadık hep kahkahalarla canımız sıkılınca atlayıp uçakların tam altına gidip inişlerini izledik. sesten ve o koca cüsseden kalbimiz yerinden çıkacak duruma gelesiye. ah be adam ah. gidiyorum yine. kim bilir kaç hafta sonra görücem seni. ve yine elimden özlemekten başka bir şey gelmeyecek.

:

beklenti insan ruhuna bir eklenti. s anıyorum bu sebepten, "eklenti"yi her kurduğumuzda, sistemi yeniden başlatılma ihtiyacı doğuyor. s istemin kendi eklentilerini de beklemesi ne garip değil mi? halbu ki o artık onun ama yine de bir başka eylemi bekliyor.

æ

"Tut ki kazara bir kadının duşun altında çırılçıplak olduğu bir banyoya giriyorsun. Nezaket hemen kapıyı kapatıp 'Pardon Madam!' demeni gerektirir; incelik ise hemen kapıyı kapatıp 'Pardon Mösyö!' demeni. İnsanın, duşun altındaki insanın gerçek cinsiyetini ayırt edecek kadarını bile görmediği numarası yaparak gerçek inceliği sergilediği nokta ancak ikincisidir." Slavoj Žižek (Radikal - 26.01.2011)

♫ geceme meze ol gel sevgili

cafe aman istanbul - gülbahar (2012) ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- ya şundadır ya bunda ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- imam baildi - de thelo pia na xanartheis (2007)

*

Image
"evvel zaman içinde bir şehir varmış. şehir halkı ya prens, ya da yoksulmuş. bu iki dünya arasında sadece sokak köpekleri bulunurmuş.  onlar orta sınıfmış"

Image
dansetsek ya usulca fleetwood mac - dreams(psychemagik remix)

sıcak ıslak yatak

Image
eteklerini sıva, toprağa çömel ip işe sonra / çizmek istiyorum seni öyle baka baka

gecenin karanlığına soyunmalıyız bayım.

Image
"biliyorum,"dedi. "biliyorum, david hockney." "hockney sessizliği." "bu gece çıplak yüzmeliyiz bence de."

püff hafifliği

bu evdeki yatağıma kokumu sindirmeye çalışıyorum var gücümle en yalnız kaldığım anlarda hep ben kok diye gitme vaktim yaklaştıkça şaşıyorum kendime, hala. hissedişlere yenik düşmüşüm nasıl da üç'e kadar say zaman geldiğinde gözlerin kapalı, yüzüm göz kapaklarınla gözlerinin arasında belirince bitmiş gitmiş olacak vaktim böylece aslında ben bir hayal-et'tim geçmişimde.

a - i - di - yet

çok yorgunum, dedi naif kadın. evime dönmek istiyorum ev... ev neresi? aidiyet.. nereye? hangi eve, hangi şehre, hangi hayata, ya da kime, kendine mi, yoksa bir başkasına. dönmek istiyor muydu ya da aslında istemiyor muydu. uzak mıydı. yoksa yakın. ya da ne uzak ne de yakın. arada kalmak. ne ak ne gri. pek tarzı değildi. her yeri ağrıyordu, dökülüyordu etleri minik minik, boğum boğum. yatağının solundan sağına dönerken en iyisi dedi, en iyisi uyumalı.

gözlerimde gözlerini istiyorum

Bir elinde gül,  bir elde câm,  geldin sâkiyâ! Hangisin alsam,  gülü,  yahut ki câmı,  ya seni?

earl grey yalnızlığı

Image
kendime küfürler edesim var, sanırım aklım uçuyor. ardıla benzedim iyice. facebook'ta duvarına bir şey yazıp  5 dakika bekleyip kimseden ses gelmiyorsa eğer altına can sıkıntısından yine kendi kendine 30 küsur yorum yapıyor gecenin bir vaktinde. ardıl' a mary and max'ı vermiştim izle diye. sonra bir gün atölyede o çiş kokulu çarşafsız çöp kenarına yakışır yatakta o filmi izlemiştik birlikte. ay bakkk dayanamayıp ağlıyorum demişti salak, ağlamıştı da bende ağlamıştım aslında ama bunu göstermedim göz yaşımı işaret ederek ona. tatlı salaktır aslında. neyse bu film etkisiyle facebook adını earl grey olarak değiştirdi. sonra milyonlarca kez daha değiştirdi. en sonunda earl grey bıraktı. sonra bir gün bir kez daha değiştirmeye kalktı facebook şizofren misin diye sordu ona. meğersem böyle bir hak varmış belli bir sayıda. ne boktan di mi. sananee yaaaaaüüüü istediğm kadar değiştiririm diyesi geliyor. neyse işte. o vakittir ki ardıl earl grey facebookta. bu da böyle bir andı aklıma ...