ilk var olan taklit idi ve sonrasında doğan bizlerse bu taklitlerin orjinalleriydi. sonuç olarak ne taklit ne de orjinal yeterince içini dolduramıyordu onca açıklamaya rağmen.
bazı şeyler söylendiği gibi yazılmalı ya da o kadar kibar söylenmemeli mesela yarım ağız, yarım ağıza yakışmayan bir incelik taşıyor. o yarımlık o incelikten değil de duyguların saklanmaya çalıştığı avamlıktan belki de. yarım ağaazz desek mesela. aa bu arada duygular sanlanmamalı çok açıkta olmamalı hep imalı bakmalı, işveye bürünmeli
bir yerden birşeylerle toplanırken aynı şeylerle başka yerden eksilmeye tüm mesele aslında y ve x lerin aynı tarafta olmayışlarıyla i'lerle başlasalar da ikiside bambaşka adeta nerden baksan 10 derece fark var aralarında
bir-ini hayal kırıklığına uğrattığını duymak, sende o kişiye karşı hayal kırıklığı oluşturuyor ve dahası ya da muhtemelen, hayal kırıklığına uğrayan bir-ine karşı seninde hayal kırıklığına uğradığını söylemek, o bir-inde de aynı hayal kırıklığına neden oluyor. karışık oldu biraz ama özetle böyle
bugün izmire çok yağmur yağdı -- haftası oldu çok ıslanmıştır çürümeye başlamıştır. gördüğüm o solucanlı göz imajı çürüme işte oluyor öyle doğanın kanunu böyle haftası oldu
dedemi uğurlama taksimi sunum konuşması gelinlikli kostüm partisi sağlık raporuyla hastane teftişi paris'te akşam yemeği denemesi böyle yazınca pek absürd.
ağladım düne mi güne mi/ bilemedim sana mı bana mı yaşı/ tarakta saçından tel gibi/ ayrılık geldi baktı/ sen içime düştün kalsan yani/ her yerime yattın görsen bari/ sen yağmur dök - kani