“Belgradlı Marina Abramovic ve Alman Uwe Laysiepen adlarında iki sevgili, 1980 yılında geliştirdikleri ortak bir projeye göre Çin Seddi’nde karşılıklı olarak yürümeye başlayacak ve tam ortada buluşup evleneceklerdi. Çin Hükümetinden izin alabilmeleri sekiz yıl sürdü. Ama bu sekiz yıl içinde ilişkilerini bitirmeye karar verdiler. Proje biraz değişti: performans sonunda evlenmeyecekler, ayrılacaklardı. İkili, doksan gün süren yaklaşık iki bin kilometrelik yürüyüşün ardından ortada buluştu ve ilişkilerini bitirdi.” (Bilmeniz Gereken 50 Çağdaş Sanat Çalışması, TEMPO, Ocak 2011)
Bizi Ayıran Duvar 1 Sevgili Marina, Sevgili dediğim lafın gelişi. Biliyorsun seninle yollarımızı ayırmaya karar verdiğimizden beri artık birbirimizin sevgilisi değil dostuyuz. Aslında yollarımızı henüz ayırmadık. Yani aynı yerde yürüdüğümüze göre ayırmamış oluyoruz. Benim söylemim mecazi olarak kayıtlara geçmeli. Bunu anlatabilmişimdir diye umuyorum. Umut kelimesi de yanlış fikirlere kapılmana neden olmasın. Hatırlıyorum da bana en sevdiğin kelimenin “umut” olduğunu söylemiştin. Ben de benimkinin “Beckenbauer” olduğunu ekleyince bana kızmış, “öküz bir insan olduğun konusunda bütün dünyayla hemfikirim” demiştin. O zaman çok kalbim kırılmıştı. Bu seninle ilk kavgamız olmuştu değil mi Marina? Belki de ikinciydi? Şey olmuştu hani; Münih’te Çin Büyükelçiliğindeki randevumuza geç kalmıştım ve sen de beni sorumsuzlukla suçlamıştın. Oysa ben sadece trafiğe takılmıştım. Sinirden deliye döndüğünden bana hakaret etmiştin. Ben de koridordaki Mao heykellerinden birini kafana atınca ağlamış, benden ...