Posts

Showing posts from February, 2013
Image
süleyman duman

tanıklık mesafesi

eski tanı(dı)klar tat vermiyorlar artık, bilmiyorlar ki onlarla asıl derdim bu tatsızlık ve tuzsuzluk . bu kadar mı kolay harcamak ya da yine takındığım şu polyannalık yüzünden her bir yitik için kendimi mi suçluyordum harcıyorum diye. belki de gereken çok fazla şey biliyorlardı gözümde, çokça tanıklık, seyirlik, derdim tanıkların tanıdıklık hali ydi. (tanık, tanıdık olunca nasılda samimileşiyor değil mi? kelimeyle başlayıp ortama yayılıyor adeta bu samimiyet hali. samimiyetin yalan hali.) pek kestiremedim.  kestirmiyordum. -bu da bir çeşit uykusuzluk- koy gitsin..

vs

Image
zdzislaw beksinski arnold böklin

zbigniew preisner - dekalog iv part ii (1992)

*

çocukken hatırlıyorum da aynı anda birden fazla kitap okuyan birini duyduğumda nasıl da şaşırmıştım, bu duruma anlam veremediğimden. büyünce olaylar bambaşka tabi.
Image
son günlerin önemli mevzusu - aramızda. sanırım bunu hediye edebilirim ona.
cat power - willie deadwilder (2004)

*

aynalara soyunup - hani şu her evde olanlardan- kendimi görmek istiyorum. o nasıl bir kandırmaca farkızdasızlığı ile bakıyorum kendime, kendimin tersine. karşımda duran örnek görüntünün ben kandırmacası olduğunu bilmeden. bunu keşfedince.. yine de... aynalara soyunup - hani şu her evde olanlardan- kendimi görmek istiyorum.
"ve bunları elbette çabucak geçelim sevgilim" c.z.
Image
gece yavaş yavaş geliyor.
.! yargılamalar bakanlığı
.! yaratmanın yalnızlığı

"yarım kalmışlar gibi, arsızım sevişine."

öyle işte.

3+1 ile 2+1, dilesek olur ..?

olur ile olmaz / olmaz ile olur.

döndünya

Image
birileri dönüyor, fena dönüyor.

__

" tepelerden birinde __en yükseği, en gösterişlisi değil, onun yanındakinde__ düzeltmen yalnızlığını yaşardı. sessizliğin içinde." g. b.k.

tt

Image
portecho - tick, tock

4 emir "oku yaz çiz izle"

anlık ve nedensiz kötü hissedişleri bir eski deri misali çıkarıyorum üzerimden. şimdi vakit gitmedir esrime lerim üzerinden. şu şarj olma hallerim içe dönüşlerim. başta zor ve kötü başlayıp sonradan en verimli hallerimle zirveye çıkışlarım. iyiyim ben. korkutup ürkütmemeliyim kendimi. "bilmiyorum, kötü müyüm?" diye. izmir işte burası.. çok çalışıp üretme mekanı. kendimi kışlamaya maal vermemeliyim. hep demeliyim, aman ürkütmeyelim.

çoğalt beni

Hadi!!!

/

gece gibi geçti köprülerden şehir. kaçtı gitti/ bilmem.. belki de geri gelir.

Image
patrick watson - quiet crowd (2012)

gönderilmemiş mektuplar

Image
aramızda garip bir husumet vardı adı konmamış. savaşıyor muduk sence? ya da sevişiyor muyduk?? bence... neydi birbirimizde bulduğumuz ya da aradığımız ????

:+

"yaşamayı bileydim yazar mıydım hiç şiir? yaşamayabileydim yazar mıydım hiç şiir? -yaşama! -ya bileydim? yazar: mıydım hiç: şiir." i.ö.

gri tonlar. ne siyah ne beyaz. bir an ondan bir an bundan. birazlıktan uzak hep bu bir anlar.

bu sıralar şu havalarda
biçilmiş kalıpları giyiyoruz farkındalıksızlıkta. hatırlar mısın? fazla durağan olduğum bir an gelip fısıldamıştın bana. "kadına yas yakışır oysa"

noktalı virgüllü ünlem

"falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım inecek var deriz otobüs durur ineriz bu karanlık böyle iyi aferin tanrıya herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum hırsızlar polisler açlar toklar uyusun herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam - herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım- nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda beni bırak göğe bakalım ." t.u.

görse(l)

görsele olan düşünlüğüm son sıra haddini aştı, kitap bile okuyamıyorum, işte bu boyut öyle yerlere ulaştı.

ev gibi

bir ev mevzusudur gidiyor gökhanla. sanırım artık flört evremizi bitirdiğimize iyiden iyiye inanmaya başladım bende. gece günün konusu ile ilgili kabuslar gördüm. sürekli ev bakıyorduk. ama ya beğenmiyor ya da beğendiğimize paramız yetmiyordu. kendim mi üzüleyim yoksa gökhan'ı mı teselli edeyim bilmiyordum. sabah bu telaşla uyandım işte. anneme anlattım. güldü "delisin sen" cümlesinin sonunda.

buralar da hep benim. bunlar da hep bendim

Image
bu böyle.

ama bozmayalım

Image
her şeyi avant garde dokunuşlarla sentezleyelim.
son dönem izmir bana ya huzursuzluk ya da mutsuzluk veriyor. görmemeye çalışıyorum ama bazen kara mor bir bulut gibi üstüme çöküyor.

bzn

km zmn km nsnlr n yknlrn bl ls ktlnlmz lblyrlr. *evet evet aynen böyle

sana bir sır vereyim mi??

onlarca makaram var benim anı abidesini sarmalayacak. anlık mutlaklığın monochrome şeritlere dönüştüğü metrelerce film, tek yapmam gereken yıkatmak.

izlediklerim sürekli dönüyor

Image
aklımın ucunda bir yerde   çalan parça: state trooper - bruce springsteen (trentemoller mix)

paralar suyunu çekti ortak

yorgunluk kemiklerimi saran kurmaca bir hastalık bence. bugünden itibaren 3-4 hafta kadar izmirdeyim. yine gün saymalar. öte yandan keyifler yerinde. 3 haftadan geriye kalan kırıntılarla zihnim oyun oynuyor sanki. anlık ten kokusu anlık ten yumuşaklığı anlık nefes sıcaklığı anlık dokunuş hissi anlık görüntüler. herşey bir anlık işte.

3 haftalık güzergah özeti

izmir-> adapazarı-> istanbul-> çamlıdere-> kartalkaya-> çamlıdere-> ılgaz dağı-> çamlıdere-> ankara-> adapazarı-> istanbul.

konuşamıyorsun diyorsun ya bana, hepsi heyecandan

bilesin.

-sende ki "çok" ne öyleyse?

-sende az değilsin.

dış

tüm bunlar nereden çıkıyor. neresi olabilir. genler. kalıtım. bozuk tohum. hepimizin tohumu kötü. insanlık dışıyız.

gök - han dedim.

Image
duy beni istedim.  duydun mu pek bilemedim.  ama beni hep hissettin. **histen ötesi teferruatlar klişesiymiş bunu fark ettim.  

mutabık

-bu kelime oyunlarını hep sevmiştin zaten. -oyunlar, çocukların gerçek hayatın o acımasız kurallarına mutabık kalmalarına yardımcı olur.

(sabah evden çıkarken kendimi tutamadım yine boynuna gömdüm burnumu onu öpmek yerine. sıktığı parfümün altından bir hışımla yakalayabilirim kokusunu diye. ancak taze parfüm kokusu genzimi yaktı. burnumun hemen ucunda hissettiğim tenini düşündüm o an, ipek dokunuşlar sunan)

 derdimiz aşk da değildi ya aslında. yaratacağımız yalnızlıkta birbirimizle dokunuşlar öpüşmeler bakışmalar vitaminler paylaşmaktı biraz da. biz için, birbirimiz için - paylaşılabilir bir yalnızlık yaratmaktı. ikimizde yorgunluğumuz adına sayfalarca konuşabilirdik mesela. yine de konuşmaya gerek yoktu ya. anlıyorduk can sıkıntılarını farklı çıkan her bir ses tonunda. bu yüzden yalnızlığa sığındık hep yanyana .

melankoli eriyor yanında, elini tutunca. hani şu dört duvar labirent var ya seviştiğimiz, her gece aynı yastığa baş koyduğumuz ya da benim kolunu yastık yapıp sımsıkı sarıldığım, şıkırdadığım, ağladığım, parıldadığım, gülerken odayı doldurduğum, öpüp - kokladığım, öpülüp - koklandığım. o labirentin adı ev gibi, hep oraya saklansak ya bizi bulmamaları adına. bildiğin sığınak aslında.

bu ne anlaşılmak ?  yan etkisi: baş dönmesi, göz kararması, heyecandan ya da anlaşılmaktan ne yapacağını bilememe durumu