his kırıntıları, gün buruklukları

ne fena gitmek,
üff şu yazıyı bile en cıvık halimle yazabilirim heralde. içim öyle daralıyor ki. az önce bilet aldım pazar sabaha. dönüş biletim, izmir'e.
bugüne kadar bana en çok koyan bilet sanırım. elim yüzüm hatıra tozuna büründü adeta. ne silkelemekle ne de yıkanmakla geçiyor birde.

dün adapazarına gittik. sabah 5.30 ta uyandım 6.30 gibi evden çıktık. yol boyu uyumayayım ve direksiyon başı uyumasın diye  sakız verdim ona ve kendime. konuşup durdum. arada bir "uyku durumun nasıl" diye sormayı ihmal etmedim. bir ara göz kabaklarım ağırlığa dayanamadı kapattım gözlerimi. elim elinde el freninin üstünde. elinin üstünde tempo tuttum uyumuyorum demekle uğraşmamak için çalan şarkı eşliğinde. ama nasıl oldu bilmiyorum uyumuşum 5 dklığına başımın düşüşü ile uyandım, hala tempo tutuyordu elim elinin üstünde. güzel gün geçirdik, yalnız kaldığımız her an teşekkür edip durdu hazırladığım süpriz için. öptü, kokladı, sarıldı. öptüm kokladım sarıldım. akşam üstü sofrada yolun gözünde nasılda büyüdüğünden yakınıyordu. "ehliyetim yok ki" diye geçti aklımdan. ses etmedim, tabağımdan başımı kaldırıp diğerleri ile girdiği dialoğa katılmadım o an. akşam 8,5 sularıydı yola çıktığımızda. hiç susmadım uyumasın diye bir sürü ilgisini çekici konu açtım bir sürü ilgisini çekici yorumda bulundum. köprü gişesine geldiğimizde "yol nasıl geçecek diye endişeleniyordum ya anlamadım bile" bile dedi. "böyle kandırıyorum işte seni" dediğimde "yaa öyle demek" diye yanıt verdi. 10dan önce idi eve girdiğimizde, okuması gereken notları vardı sınava dair. bende kitap okudum yatakta, yanyana. uyumaya karar verip kitabı yatağın yanına bıraktım. uykuya güvende olduğunu belirtip silahımı yere bırakır gibi. kızar bana aslında kitapları yere bıraktığım için anlatmadım bu hareketimin nedenini. ne bileyim işte, ya zor geldi ya da unuttum o an.
neyse ne.
yastığımı aşağı kaydırdım. burnum bacağına dokunacak biçimde ona yanaşıp bacağına sarıldım.
bir süre sessizlik oldu benden yana. sonra bir cümle attım ortaya, devamı geldi hemen sonra baktım etejerin üzerine bıraktı okuduğu notları. pek uzunca konuştuk. bizdeki beni, bizdeki onu, bizdeki bizi konuştuk. "bitir artık şu okulunu, okulsa okul. ben çok özlüyorum seni" dedi. devam etti bize dair her şeyin bir nedeni olduğunu anlatarak. "elini el freninin üstünde tutuşumun bile bir anlamı var" dedi.
birer damla yaş süzüldü gözlerimden, his yoğunluğu yüzünden. nolur ağlama dedi. sildim gözlerimi.

 bu yorgunukla hiç hesapta yoktu sevişmek, meğer ön sevişmeymiş cümlelerimiz...


 kurulansın diye havlusunu uzatırken saatin 2 ye yaklaştığını gördüm.
sabah uyandığında beni de uyandırdı 10 dk bana sarılsana diye...
çıplak teni soğuktu "üşümüş" diye düşündüm daha da sarmalarken.
bir kaç saat sonra aradı sesini duymak için aradım dedi. arka fonda küçük nil ve büyük ırmak'ı işittim.
bizim şarkımız olsun bu da demiştim..

Comments

Popular posts from this blog

ard-ard-a

teyzemgillen halamgil