biz bilginin peşinde koşanlar iyi bir sebepten kedimize yabancı kalırız. kendimizi asla ama asla araştırmayız. günün birinde benliğimizi nasıl bulabiliriz? - ganimetimiz bilginin arı kovanlarında bulunabilir. aklımızın balını toplayan arılar durmadan araştırırken kalbimiz tek şeye odaklanır: eve elle tutulur şeyler getirebilmek. kalan şeyleri ve hayatın sözde deneyimlerini içimizden kim ciddiye alır ki? kimin zamanı var ki? saatin on ikiye vurmasını duyanlar bir silkelenip kendine sorarlar 'saat kaça vurdu az önce?' böylece gerçeği öğrenen kulaklarımızı ovuştururuz ve şaşırmış bir biçimde sorarız kendi kendimize 'ne geçti elimize şu ana kadar' bahsi geçen gerçeğin ardından geri almaya çabalarız sonra on ikiye kadar geçen saatleri, deneyimlerimizi, hayatımızı, özümüzü ve süreç boyunca hesabını şaşırdığımız şeyleri. yabancıyız kendimize. anlamıyoruz kendimizi. kendimizi bilginin peşinde koşmayanlarla ilişkilendiriyoruz.
ard-ard-a
prozac nasıl bir ilaçsa zaman da öyle bir ilaçtır. peki prozac kullanmayı reddettiğim gibi zamanı kullanmayı da reddedebilir miyim? zamana, onla ilgili kronolojiye karşı çıkarak başlıyorum. o halde.. arda-kalanlara da...
Comments
Post a Comment