pazar mecmuası
pek sakin bir gündü.
boğazda kendini akıntıya bırakmış karpuzlar gibi giden bir kaç insan kafasını izledik birlikte sessizce.
"hadi, taşınalım??" diye sormak geldi içimden öylece. sormadım ama kendi minik bünyemizle sesli olarak, ileride buraya taşınmayı istedik elele.
---- O ----
aramızdan ayrılanlar panosuna bakarken göz göze gelinen geveze garsonla "tanıdıklarınız var mı?"
ile gelişen ayaküstü diyalog kendini "telefonu dursun açar. ben garson, mazha akkaya" diye bitiriverdi güle güle'yle.
kredi kartı geçmiyormuş, paranla yiyip içip sıçıyorsun sadece.
gelelim buraya dedim, kanada dönüşü dedi.
----O----
bir kahveni içerim dedi, neyse ki dışarı da fincan kapatmıyor. sonra beni "buraya taşınırsak sen benle hiç ilgilenmezsin daha şimdiden yüzüme bakmıyorsun" cümlesiyle sıkıştırdı. hoş gördüm en az ben kadar o da ilgi arsızı idi.
arsız kötü bir kelime aslında ama farkındayım ki bazen önüne gelenler yanında olanlar yumuşatıyor herşeyi öylece.
bizim ki de "öyle işte."----O----
istanbul'un genel boğuculuğunu, bizim yakanın yoruculuğunu dile getirip durdum yol boyu.
eve gelince "karşı yakadan değersiz hayatımızı gördük" dedi. hem cümlenin kasveti, hem benim yolda b*k yiyip pot kırışımın getirisi dargınlık, hem de isteklerimize nasıl yetişirim derdi güz sancısı olmuştu bünyesine.
baktım, baktım öylece. biz boşu boşuna küçük adam - küçük kadın demiyorduk ya birbirimize.
küçük adam.
evimin direği, içimin sahibi.
şövalenin başına oturmuş dinliyordum onu sadece. "korkma ben varım" demek istedim. sonra gözüm elindeki murat menteş'in romanına takıldı.benden önce bunu ona murat menteş söyledi zaten diye vazgeçtim. insanların çokça yaptığı şeyi bende çokça yapsam da, insanların çokça yaptığı şeyi yapmayı sevmem aslında.
çantama gitti elim. belki keyfini getirecek bir şeyler bulurum düşüncesiyle. kazı kazanlar çıktı tanesi 1tl'den iki tane.
can sıkıntısıyla, vazgeçtim bende yine.
----O----
çıkılan yemek alış-verişinde bu gece mönü benden, "karidesli makarna" diye röta değiştirdi raf güzergahından. yorgundu pek kıyamadım, yarın akşama yeriz dedim. eve dönünce dolaptaki soyalı tavuk ve çeşnili pilavı çıkartıp ısıttım. bize kadardı porsiyon, iyi ki çağırdığımız kimse gelmedi bu akşam, diye düşündüm.
"hadi bu akşam da günü kurtandın yine."
kaldık yine başbaşa, büdü'yle.
fena mı dedi.
durgun diye bilmem dedim.
suratını ekşitti cevabım yüzünden.
----O----
gece oldu. "6'da kalkalım günü verimli kullanalım" dedi hırs kübüm.
peki dedim.
sabah sormayı unuttum "bu gece ne rüya gördün".




Comments
Post a Comment